Yazgı Filminin Final Sahnesi: Musa ve Savcı Dialogları


Diyalog, Zeki DEMİRKUBUZ'un yazıp yönettiği Yazgı filmine aittir. Filmin kahramanı Musa, haksız yere 4 sene hapis yatmış ve suçsuzluğu anlaşıldığında Savcı tarafından odasına çağrılmıştır. 

Savcı : Olayı öğrendiniz heralde
Musa : Evet
Savcı : Bütün ülke günlerdir sizden bahsediyor. Patronunuz geçen hafta İstanbul savcılığına gidip gönüllü olarak ifade vermiş. Sonra tuvalate gitmek için izin isteyip orda tabancayla vurmuş kendini. Bu yazı dün geldi, İstanbul 5. Ağır Ceza hakimliğinden gönderilmiş.
"Amasya ceza ve tutukevi ve infaz savcılığına;
İstanbul 5. Ağır Ceza hakimliğinin 11/09/1997 tarih 13867 sayılı kararı uyarınca ceza ve tutukevinizde idam hükümlüsü olarak kalmakta olan Mehmetoğlu Musa Demircan hakkındaki ölüm cezası kararı 20/05/2001 tarihinde olayın mağdurlarından Hacı oğlu Naim Tuğlacı'nın İstanbul Cumhuriyet Savcılığına kendi rızasıyl başvurusu ile gönüllü olarak yaptığı samimi itirafları neticesinde yeniden incelenmiş;

a- Davanın yeniden görülmesine
b- Sanık Musa Demircan'ın yeniden ve tutuksuz yargılanmasına karar verilmiştir.

Bilgilerinize arz edilir.



Savcı : Sevinmediniz galiba, çıkmak istemiyormuş gibi bir haliniz var, der savcı ve kapıya gidip tamirciyi başka birisiyle çağırtır.

Savcı : İtiraf mektubunu okudunuz heralde.

Musa : Hayır
Savcı : Neden ?
Musa : Okumadım işte.
Savcı : E sizinle ilgili ama ?
Musa : Benimle ilgisi yok.
Savcı : Nasıl yok, bu itiraflar yüzünden idamdan döndünüz ve artık özgür bir insansınız. Mektubu duymak istermisiniz ?
Musa : Benim için farketmez.
Savcı : Önce o günün nasıl geçtiğini senden sonra kendisinin eve nasıl gittiğini filan anlatmış.
"Eşim çocukları hazırlamış evi terketmek üzereydi. Engellemeye çalıştım. Birden sinir krizi geçirmeye herşeyi kırıp dökmeye başladı. Bende sinirlenip bir kaç kere vurdum. Sonra yere savurdum. Kafası krişe çarpıp yığıldı kaldı. Yanına gidip yardım etmek istedim ancak öldüğünü farkettim. Bu sırada oğlum cenk gelip annem öldü, annemi sen öldürdün diye bağırmaya başladı. Hemen sakinleştirmeye çalıştım ama bağırmaya devam etti. Komşuların duymasından korkup ağzını kapattım, ağladım yalvardım ama susmadı. Bu sırada gözlerim ter ve gözyaşından acıyıp görmez oldu. Ellerim ile ağzını kapattığım için silemiyordumda. Önce panik gibi birşey başladı içimde sonra büyük bir öfke. Az sonra direnmekten vazgeçip sakinleştiğini hissettim ve ellerimi gevşetip bıraktım. Bu anda kucağıma yığıldı. O vaziyette ne kadar kaldığımı, kızıma ne yaptığımı ne o anda ne sonraki beş yıl boyunca hatırlayabildim nede şimdi bu mektubu yazarken. "
O sırada tamirciyi getirdiğini söyleyen görevli girer. Kapıyı tamir edeceklerini söyler, savcı onaylar.
Savcı : Dinliyor musunuz ?
Musa : Evet, dinliyorum.
Savcı : "Sonra polisi aradım. Onlara eve geldiğimde o durumla karşılaştığımı söyledim. Karakolda ve sonrasında herşey akıl almaz bir şekilde olup bitti. Ailesi katledilmiş bir baba olmak bir çok hatamın üstünü kapatıyordu. Mahvolmuş, artık hiç birşeyi kalmamış insan rolünü başarı ile oynadım. Bu acı olay yüzünden kendimi suçladığıma inandırmak için Musa'nın eşi ile olan ilişkimi hemen itiraf ettim. Yavuzu doldurup Musa'nın aleyhinde ifade vermesini sağladım. Annesini ölümüne sevinme meselesi çok iyi bir ortam sağladı. Ve olay birden bu yöne doğru çekilmeye başlandı. Musa'nın şüpheli ve tohaf kişliği ve yakalandığında anlayamadığım bir şekilde cinayeti üstlenmesi sayesinde kolayca kurtuldum. Ancak asıl şaşırtan şey böyle ağır bir günahın beni hayalini kurduğum arzu ettiğim herşeye kavuşturmuş olmasıydı. Bunu o zaman bile adaletli bulmadığımı, beni bu durumlara sürükleyen rahatsızlıkların belki bu yüzden başladığını ayrıca itiraf etmem lazım. Olay unutulduktan sonra Sinem ile beraber yaşamaya başladım. Ancak içine düştüğüm acı ve vicdan azapları giderek bütün hayatımı sarmaya hiçbir şeyin önemi kalmamaya başladı. Önce işlerim bozuldu, arkasından evimi, arabamı, herşeyi kaybettim. Sinem terketti. İçimden ne düzelmek ne de bu kötü gidişata karşı gelmek geliyordu. Hiç uyumuyor yemek yemiyordum. Tuhaf olan şudur ki bu olaylardan rahatsızlıkta duymuyordum. Ne hastaneye gittim ne de bir doktora başvurdum. Şimdi bu mektubu yazarken herşeyi biraz anlar gibi oluyorum. Ama bu artık birşeyi değiştirmeyecek. Söyleyebileceğim en son ve en acıklı şey şudur: Bu mektubu kime yazdığımı bile bilmiyorum. Çünkü karım ve çocuklarımı kendi ellerimle öldürdüm. Bu dünyada başka kimsemde yok. Tek istediğim yüce Allah'ın huzuruna çıkarken Musa'nın ve Sinem'in beni affetmeleridir. "
Savcı kapıyı tamir eden tamirciye ikide bir neden bozulduğunu sorar ve yalama olduğu cevabını alır.
Savcı : Neden yaptınız bunu ?
Musa : Bir nedeni yok.
Savcı : Ne soruşturma sırasında ne de mahkemede kendinizi hiç savunmamışsınız. Savunmadığınız gibi suçlamalarada itiraz etmemişsiniz. Bu güne kadar bir kez olsun ben suçsuzum dememişsiniz. Ve dört yıl boşu boşuna hapis yatıp, akıl hastanalerinde süründükten sonra şimdi gerçek ortaya çıkıyor. Ya cezanız infaz edilseydi yada bu yanlışlık hiç ortaya çıkmasaydı ?
Musa : Ne farkederdi ?
Savcı : Ne demek ne farkederdi ! Kendinize yaptığınız kötülük bir tarafa adalete cinayet işletmek gibi birşey bu.
Musa : Bu beni ilgilendirmez ama olan zaten bu.
Savcı : En azından engel olabilirdiniz.
Musa : Ben sadece suçlanmış olmaktan dolayı şikayetçi olmadım. Bu da benim hakkım.
Savcı : Tuhaf değil mi bu ?
Musa : Benim için değil.
Savcı : Kendinizi suçsuz mu hissediyorsunuz.
Musa : Hayır, ama suçsuzda hissetmiyorum.
Savcı : Neden ?
Musa : Öyle işte, insan ben suçluyum diyebilir ama suçsuzum diyemez.
Savcı : Neden diyemesin. Ortalıkta ki bütün katiller ben suçsuzum diye bağırıyor.
Musa : Bu da onların hakkıdır.
Savcı : Haksız yere suçlanmış olmayıda suçluluğun inkar edilmesinide birer hak olarak görüyorsunuz. Bu arada sizi boşu boşuna tutmuyorum. Bir taraftan tahliye işlemleriniz yapılıyor bitince haber verecekler.
Musa : Faerketmez.
Savcı : Sormayı unuttum. Birşey içer misiniz ?
Musa : Hayır.
Savcı : Yemek yediniz mi ?
Musa : Aç değilim.
Savcı : Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz.
Musa : Bilmiyorum.
Savcı : Herhalde İstanbul'a döneceksiniz.
Musa : Evet.
Savcı : Eşinizden haber alıyormuydunuz.
Musa : Hayır.
Savcı : Hiç ziyaretinize gelmedi mi ?
Musa : En başta bir defa geldi, sonra bir daha görmedim.
Savcı : Peki boşandınız mı ?
Musa : Hayır.
Savcı : Dönünce aramyı düşünüyor musunuz ?
Musa : Hayır.
Savcı : Beni yanlış anlamayın. Bu bir sorgulama filan değil. Zaten bırakılma emrinizi az önce bildirdim. Artık özgür bir insansınız ve sizi hiçbirşeye zorlayamam. Ancak dosyanızda okuduklarım ve yaşadıklarınız gerçekten ilgimi çekti. Ayrıca o günlerde davanızı basından sürekli izlemiş, günlerce takip etmiştim. Tanrı'ya inanmadığınızı, annenizin ölümünden sevinç duymanızı biz de epey tartışmıştık. Bu yüzden sizinle tanışmak biraz sohbet etmek istedim. Çok merak ettiğim birşey var. Gerçekten Tanrı'ya inamıyor musunuz ?
Musa : Hayır.
Savcı : Nereden biliyorsunuz, oturup üstünde düşündünüz mü hiç ?
Musa : Benim için düşünmeye değer birşey değil bu.
Savcı : Neden ?
Musa : Nedeni yok.
Savcı : İnsan genellikle böyle olduğunu sanır. Ama gerçekte böyle olmayabilir.
Musa : Bunu ispatlayabilecek durumda değilim.
Savcı : Peki idam edilecek olsaydınız, son anda yine böyle mi düşünürdünüz ?
Musa : Evet.
Savcı : Neye inanırsınız peki ?
Musa : Hiçbir şeye.
Savcı : Bu kadar mı umutsuzsunuz.
Musa : Umutsuz değilim. Bazı konularda hep umutlu olmuşumdur.
Savcı : Hangi konularda mesela ?
Musa : Beni doğrudan ilgilendiren şeyler konusunda.
Savcı : Arzularınız ve istekleriniz gibi mi ?
Musa : Öylede denilebilir.
Savcı : Bu başkaları içinde geçerli ama.
Musa : Ben kendiminkileri bilirim. Başkaları beni ilgilendirmez.
Savcı : Kusura bakmayın ama daha açık olabilir miyim ?
Musa : Siz bilirsiniz.
Savcı : Böyle söylüyorsunuz, tamam kabul ediyorum. Ama yaşadığınız bunca kötü şeye 3 hatta 4 insanın ölümüne bunların sebeb olduğunun farkında değil misiniz ?
Musa : Bunlar neden sebeb olsun ki ?
Savcı : Neden ? Patronunuz bu yüzden gencecik bir kızı kandırıp günahına girmedi mi ? Karısını çocuklarını bu uğurda katletmedi mi ? Şikayetçi olmadığınız için size yapılanları saymıyorum.
Musa : İnsanın istediği gibi davranmasının anlaşılmayacak bir yanı yok benim için.
Savcı : Arzularına göre davrandı diye bütün bunları kabul edip yaptığı kötülükleri anlamamız mı gerekiyor şimdi ?
Musa : Bu sizin bileceğiniz iş.
Savcı : Siz anlıyor musunuz ?
Musa : Kendim için anladığımı başkası içinde anlayabilirim.
Savcı : Keşke bunlar olmasaydı bu kötülükler hiç yaşanmasaydı demiyorsunuz yani ?
Musa : Benim için farkeden birşey yok. Şikayetçi olmadığımı daha önce söylemiştim.
Savcı : Çocuk öldürmenin iyi birşey olduğunumu söylüyorsunuz ?
Musa : Çocuklar için iyi değildir tabi. Ama öldüren için iyidir.
Savcı : O zaman sizde yapabilirsiniz.
Musa : Birkaç gün öncesine kadar bu suçtan idam edilmeyi beklediğimi unutuyorsunuz.
Savcı : Bunun bir önemi yok. Çocukların öldürüldüğü gerçeğinide gözarda etmeye çalışmıyorum. Açlıktan, savaşlardan yada başka nedenlerle hergün yüzlercesi zaten öldürülüyor. Ama bir insanın bunun iyi olduğunu nasıl savunabildiğini anlıyamadım.
Musa : O zaman siz söyleyin, dediğiniz gibi hergün yüzlerce çocuk öldürülüyor.
Savcı : Sahiden inanarak mı söylüyorsunuz bunları ?
Musa : İananmasm neden böyle söyleyim. Ayrıca size bir itirafta bulunuyum. Belki inanmanıza yerdımcı olur. O gün eve gittiğimde o kadını ve çocukları öldürmek istedim.
Savcı : Neden ? Ne yaptılar size ?
Musa : Hiç birşey. Şu diyebileceğim bir nedenim yok. Ama öyle istedim.
Savcı : Belki vardır. Mesela karınızın patronunuz ile olan ilişkisinin intikamını bu şekilde alabileceğinizi düşünmüş olabilirsiniz. Mahkemede böyle düşünmüştü zaten.
Musa : İntikam almayı düşündüğümü hatırlamıyorum. Böyle olsaydı hatırlardım ama öldürmeyi düşündüğümü iyi hatırlıyorum.
Savcı : Peki sağlıklı ve normal bir insanın böyle bir istek duymasına ne sebeb olabilir.
Musa : Hapishaneler akıl almaz suçlar işlemiş sağlıklı insanlarla dolu.
Savcı : Durup dururken çocukları öldürme isteği duyuluyorsa bunun sebebini merak etmeyelim mi ?
Musa : Edebilirsiniz ama bu şekilde birşey bulmanız çok zor.
Savcı : Doğru ama siz yardımcı olabilirsiniz belki Mağdem bunu istediniz.
Musa : Kadın ağlayıp zırlıyordu, çocuklarında hiç birşey umurlarında değildi. Bir an öldürmekle onlara iyilik yapıcakmışım gibi geldi.
Savcı : Neden öldürmediniz peki ?
Musa : Nasılsa farkeden birşey olmayacak diye düşündüm.
Savcı : Farkeden birşey olmayacak diye düşündünüz ?
Musa : Yani kendi açımdan demek istiyorum.
Savcı : Sıf bunu düşündüğünüz için öldürmediniz.
Musa : Tam böylede değil ama böylede diyebiliriz.
Savcı : Size doğru yolu göstermek yada canınızı sıkmak için çalışmıyorum. Gördüğüm kadarı ile ne yaptığını bilen bir insansınız. Ancak kim olursak olalım insanız sonuçta ve hepimizin önünde eğilip büküldüğü birşey mutlaka vardır. Ben sadece sizinkini merak ettim.
Musa : O zaman şöyle söyleyim. Bütün bu olanlar, idamdan dönmüş olmak hepsi vız gelir. Hiçbir şey umrumda değil.
Savcı : Doğrudur belki ama az da olsa insanın kayıtsız kalamadığı birşeyler olmalı.
Musa : Elbette var. Ama bunların zengin olmak, iyi bilgisayar kullanmak, kızların hayır diyemeyeceği kadar yakışıklı olmayı istemek kadar önemi yok.
Savcı : İnsan olmak gerçekten bu kadar basit mi ?
Musa : Başka ne olma ihtimali var ki ?
Savcı : Kusura bakmayın ama sanki size bunları büyük bir öfkenin söylettiği hissine kapılıyorum.
Musa : Olabilir ama bu gereksiz konuşmayı kendinizin başlattığını unutmayın.
Savcı : Özür dilerim. Ben sadece insanın söylediğiniz kadar basit olabileceğini kabul edemiyorum. Her ne olursa olsun insan yaptığının anlamını savunmak ister. Bunu yapamazsa kendini yok eder. Patronunuzun düştüğü durumda bu değil mi ? İntihar etmesine kendine yediremediği davranışları sebeb olmadı mı ?
Musa : Belki öyledir, ama bunu ispat edebilecek durumda değili.z
Savcı : İtirafları var.
Musa : Mahkemeyide karımla birlikte olduğunu itiraf ederek ikna etti.
Savcı : Ama arkasından intihar etmedi.
Musa : Bu neyi ifade eder ?
Savcı : Birini kötülük diğerini vicdan uğruna yaptığını. Bu fark önemli değil mi ?
Musa : Bana soruyorsanız elbette önemli. Ama vicdan adına olanı değil, kötülük adına olanı.
Savcı : Vicdan ile kötülüğü aynı kefeyTTae mi koyuyorsunuz ?
Musa : Vicdan dediğiniz şey bu kötülükten doğmuyor mu ?
Savcı : Hayır bu haksızlık olur. Tanrımızın bize bağışladığı gerçek adalet demek lazım ona. Sizin ve patronunuzun muhakemesinde olduğu gibi.
Musa : Kendi adıma sizin adaletinizi tercih ederim.
Savcı : Bu kadar zorlamayın, yok yere kendinizi ipe göndermeye kalkmanızın nedeni bu olamaz mı ? Annenizin ölümüne sevinecek kadar sevgisiz, karınızın sizi aldatmasına ilgisiz kadar inançsız olmanın altından kalkamamış olamaz mısınız ?
Musa : Sahiden bu kadar karışık mı olduğunu düşünüyorsunuz ?
Savcı : En azından söylediğiniz kadar basit olmadığını biliyorum.
Musa : Söylediğimden daha da basit ama siz karıştırmayı seviyorsunuz. Boynunu koparacağınız insana borcunu ödeyeceksin demek işinize geliyor. Bana da yaptığınız gibi.
Savcı : Ne yaptık size ?
Musa : Üç insanı öldürmekle suçladınız ama annemin ölümüne üzülmediğim ve karımın aldatmasına kayıtsız kaldığım için cezalandırdınız. Bu da yetmezmiş gibi şimdide Tanrı'nın mahkemesine havale etmeye çalışıyorsunuz.
Savcı : Bu kötüerin bile birşeye inanmak istediğini, bir anlama ihtiyaç duyduğunu göstermiyor mu ?
Musa : Benim için ikiyüzlülüktür bu. Böyle olmasaydı başkalarından önce kendinizi cezalandırırdınız.
Savcı : Peki bütün insanlık iki yüzlülük mü yapıyor ?
Musa : Daha da beterini. İnsan olmanın bütün yükünü benim gibilerin omuzlarına yıkıp kçıyorlar.
savcı : Ya onların çektikleri. Bir bakın çevrenize. Dünya inananların çektiği çilelerle dolu.
Musa : Siz çileyi değil, kötülüğü gösteriyorsunuz.
Savcı : Aığr konuşuyorsunuz. Eğer gerçek bu bile olsa, karımızın bizi aldatmasına seyirci kalıp, annemizin ölümünden sevinç duymayı kabul edersek, geriye pek birşey kalmaz. İnsan ruhu bu kadarda boş olamaz.
Musa : Ya bu kadar boşsa ?
Savcı : O zaman o ruh için dua etmekten başka çare kalmamış demektir.

Benzer Gönderiler

1 Yorumlar

  1. JReus
    bu diyalogu yazan kişiyi tebrik ve bu kişiye teşekkür ederim. tanrıya inanmıyor musun kısmını aldım