La Haine - Baise la Police

10:46 Mehmet Ali 3 Comments

Aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar, tarih hep avcıyı haklı gösterecektir.
Afrika özdeyişi
90lar Fransasında banliyö isyanlarının anlatıldığı La Haine (Nefret) filmi polisle göstericiler arasındaki çatışma görüntüleriyle başlar. Görüntüler bir basın kamerasından alınmıştır.

Görüntüleri çeken gazeteci olaylar boyunca -gazetecilerin çoğu zaman yaptığı gibi- güvenli olan tarafta, polislerin yanındadır. Bir nevi polisin gözünden anlatılır olaylar. Bu açıdan, göstericler yakıp yıkan, talan eden, huzur ve asayiş düşmanı, çocuk-yaşlı demeden rastgele saldıran, polisi linç etmek isteyen bir gruptur.



Derken bu basın kamerasından bir haber bültenine geçiş yapar film. Olayı toplumsal-sosyolojik boyutundan koparıp terörize etmektedir spiker. Yönetmen buraya kadar sadece kullandığı müzikle tuttuğu tarafı sezdirir. Bu noktadaysa haber bülteninin verildiği TV ekranı birden kararır. Yönetmen tarafını açıkça seçmiştir.
Sonraki sahnede kamera polisin safından ayrılır, sokağın karşı tarafında polise karşı tek başına durmakta olan bir göstericiye doğru yönelir. Göstericiye yaklaşır, etrafında döner, arkasına geçer ve polisi bu göstericinin başının üstünden gösterir. Manzara 180 derece farklıdır artık. Göstericinin polis aracının arkasına “Baise la Police” (Polisi s..m) yazdığı görülür bir sonraki sahnede...

Bu Filmde unutmadığım bir replik de var:
* Bu düşen bir toplumun hikayesi.. Düşerken kendini rahatlatmak için sürekli şunu tekrar edermiş: Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda… Önemli olan düşüş değil, yere çarpıştır.  
 

*Burada polisler ne kadar kibar, Bana "siz" diye hitap etti.

* Le monde est a nous... 
kynk.(Rojamed) Filmi  buradan izleyebilir ve film hakkında geniş bir inceleme yazısını okuyabilirsiniz...

3 yorum:

  1. 'Muhacir' sözcügüyle baslamak isterim söze, bu sözcükten seni tenzih ederim. Muhacirler yani gurbetin ekmek devriyecileri, hatta belkide ekmekten baska kimi kimsesi olmayan ilk gurbetcileri animsamak isterdim su an ama laf uzar diyedir, sakiniyorum. Bizim bu doksanli yillarinda ikinci ücüncü kusak gurbetlilerin ortak yani, ortami ve aliskanligi 'siddet' olmustur. Müsterek kardesimiz (siddet) ile kan bagimiz var sanilir dünya ya ilk akl ettigimiz gün itibaren ve birdenbire orada olma sebebini bilmedigin bir film baslar.. Mutlaka sokakta baslar.. Ilk basta yabancisin, mahallenin bütün hikayeleri seninle sekillenir. Ilk meslegin de bu galiba ' yabancilasmak' cünkü elit toplumun saklisinda steril bir alan acilmistir sana, bu ilk özgürlügün senin! Faslisin, cezayirli, türk, italyan, portugizli, siyah derili nicesi, kürt, alman da vardi, ispayonl da hatta polonyali da gördüm ve dahasini.. Ve bizim ötekimiz, simdi söylemeliyim ki yillar uzadikca icimizde ki ötekilerimiz cogaldi ama ortak ötekimiz mahallenin disinda ayni. O beyaz adam, aslinda cinsiyetsiz bir sürtük gözümüzde bicim alirdi, o. Ne onlarin bizi tanimaya sansi olmadi ne bizim onlari sevmeye. Halbuki bu sansi biz mi vermiyorduk onlara? Hayir. O vitrininde bize göz kirpip kendimizi yanina davet ederken biliyordu kolay kolay icabet edinmedigini. O o. cocuklari mahallemize bir siddet agaci dikmisti, manevi ve maddi tek gelir kaynagimiz zehirli meyveleri oldu. Özgürce Beslenildi. Arada bir disar müdahalesi disinda asil hedef birbirimiz olduk; ta ki orada yasanmaz duruma gelip tek tek vitrinine tasinana dek. O gülmesin mi? Ben aglamasam mi? Neyse.. La haine gibi bu tür filmler muhayyelde sponsorumuz, Al pacino ise kahramanimizdi. Sonuc: tesekkür ederim paylasim icin.

    YanıtlaSil