Kemalizm ve Diktatörlük

10:47 Mehmet Ali 0 Comments



Kemalizm, başından itibaren kapitalist-emperyalizmle iç içe olmuştur. “Kurtuluş savaşı” denen şeyin, “düveli muazzama” adı verilen o zamanki emperyalist devletlerle savaşmakla bir ilgisi yoktur. Birinci Dünya Savaşı sonrası, İngiltere'ye tek kurşun atmadık. İtalyanlara da atmadık. İngilizler, Türkleri yenmek için 400.000 kişilik bir orduya ihtiyaç olduğunu söylüyorlardı. Yunanlıların 100.000 kişilik bir ordusu vardı, İtilaf Devletleri'nin de savaşı sürdürecek gücü kalmamıştı. İngilizler, Sevr Antlaşması'nın ütopik olduğunu anlamış, Yunan ordusundan da desteğini çekmişti. İngilizlerin desteğini çektiği Yunanlılara karşı savaştık. Doğuda da Ermenilere karşı savaştık. Ne İngilizlerin, ne Fransızların, ülkeyi sahiplenme gibi bir derdi yoktu. Suriye, Fransızların mandası altındaydı, Mustafa Kemal zaten Araplarla ilgilenmiyordu. İngilizlerin gözü Orta Doğu'daydı, Musul'daydı, Kerkük'teydi. Atatürk İngilizlerle savaş değil, işbirliği yapmıştır. İngilizler istediğini, yani Musul ve Kerkük'ü almıştır, karşılığında da Lozan'ı imzalamaya diğer devletleri ikna etmiştir. Hatta Atatürk, mecliste bu basiretsizliğe karşı yükselen muhalefeti susturmak için, meclisi kapatmıştır. Yani Kurtuluş Savaşı dediğimiz şey, ülkede etnik temizlik, ülkeyi Türkleştirme eyleminin bir parçası, İngilizlerle bir anlaşmadır. Bu anlaşmayı İnönü de sonradan kabul etmiştir.

Kemalist iktidar başından sonuna kadar baskıcı, anti-demokratik bir iktidar olmuştur. Adı üstünde, bir tek parti diktatörlüğüdür bu. Dolayısıyla, hakim sınıflar içindeki farklı fraksiyonlara bile hayat hakkı tanımayan, hatta, Şeyh Sait isyanından ve İzmir Suikastından sonra yapıldığı gibi onları da baskı altına alan tekelci bir iktidardır. Ancak 1946’dan sonra, Fikret Başkaya’nın deyişiyle, taşaron partilere izin verilecektir. Taşaron partinin anlamı, gerçek iktidarın yine Kemalist devlet diktatörlüğünün elinde bulundurulmasıdır. Bu Kemalist rejim, sadece düzen içi muhalifleri ezmekle kalmamış, komünistlere baskı ve işkencenin en korkunçlarını uygulamıştır.

Kemalist rejim, üniter ulus-devletçi misyonunun gereği olarak, içerde ırkçı-asimilasyoncu bir politika uygulamış, Kürtlerin direnişine devlet baskısı, idam ve katliamlarla cevap vermiştir. Zaten bu ideolojinin temelinde, Anadolu’daki Ermeni ve Rum halklarını yok eden İttihat Terakki ulusal katliamcılığı yatmaktadır. Kemalistler bu politikayı aynen devralmış ve sürdürmüşlerdir. 1940’lı yıllarda varlık vergisi aracılığıyla azınlıklara uygulanan cezalandırma ve zorla çalıştırma politikası bunun en açık kanıtıdır. Bugün Türkiye Cumhuriyetinin Ermeni katliamını inkârının en büyük nedeni de devraldığı bu katliamcı mirastır.

Kemalist Cumhuriyeti kuranlar ve bugünlere kadar getirenler, halkla hiçbir zaman kaynaşmayan, işçileri ve köylüleri küçümseyen elitler tabakasıdır. Bu tabaka, işçilerin ve köylülerin aşırı sömürülmesi, kanının emilmesi sonucu palazlanmıştır. Kemalist iktidar, 1960’lara kadar işçi sınıfının yasal ekonomik örgütlenmesine bile izin vermemiş, “milletin efendisi” köylüyü bir yük hayvanı derekesinde insafsızca sömürmüştür. Bu mirasın temsilcisi CHP’nin köylük bölgelerden hiçbir zaman yeterli oyu alamamasının en önemli nedeni budur.

Atatürk, İslam düşmanıdır. Medeni Bilgiler kitabında el yazısıyla şunları yazmıştır:

"Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (..) Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (..)
"Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'an'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (..)
"Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. (..)
"... din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra..."

0 yorum: