Atatürk’ün güzel sözleri

12:49 Mehmet Ali 0 Comments

Mustafa Kemal ne dememiş?
Bence dememiş olduğu hiçbir şey yoktur.
Değil mi ki biz sınıfsız zümresiz kaynaşmış bir kitleyiz, o zaman her birimizin dediğini hepimiz demiş oluruz. Ve her konuda birimizden birimiz muhakkak bir laf etmiştir. Demek ki, Atatürk de her şey hakkında bir şey demiş sayılır.
Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu Hanım'la dalga geçenler oldu.
Neymiş? Bütün şehri "Zafer Bayramı Kutlu Olsun" afişleriyle donatmış. Güzel bir Türk bayrağı üzerinde şu dizeler var:
"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır"
Dizelerin altında da o meşhur "K. Atatürk" imzası.
Ne farkeder yahu? Ha Mustafa Kemal yazmış şiiri, ha Mithat Cemal Kuntay. Ne önemi var? Her Türk'ün her söylediğini O zaten daha önceden söylemiş veya en azından düşünmüş değil midir?
Ve zaten Mithat Cemal'e sorulsaydı, "Ben şiirimi Atatürk'e armağan ediyorum" demeyecek miydi? Diyecekti. :)


Üstelik sadece afişlerde kullanılan iki dizeyi değil, hepsini armağan edecekti:
"Dünyaları bir fert evet oynattı yerinden,
Sarsıldı demirler evet azmin demirinden.
Mazi yıkılıp gitti evet fesli, kafesli:
Lâkin bugünün ey granit bünyeli nesli,
Bir şey ele geçmez şerefin sade adından.
Sen arşı bırak, varsa haber ver kanadından"
Özlem Hanım'ı, afişleri yaptırttığı için değil, sonradan toplattırdığı için kınamak gerekir sadece.
Veya belki de bu işlerden artık tümüyle vazgeçmek gerekebilir.
Mithat Cemal bu şiiri Cumhuriyet'in 15. yıldönümünde yazmış. Anlaşılır bir şey. Travmalar hâlâ hatırlanıyor, hiçbir şey hâlâ tam oturmamış, Kemal hasta, Dünya Savaşı yaklaşıyor, güvensizlik ve korku hâkim.
Bu durumda hamaset yapmak, gaz vermek, komik komik şiirler yazmak, "Bir Türk dünyaya bedeldir" diye bağırıp çağırmak anlaşılmaz şey değil.
Ama 88 yıl oldu yahu!
Biraz rahatlasak olmaz mı artık?
Bir "bayram" hâlâ "kan" ve "ölüm" imgeleriyle mi kutlanmak zorunda?
Hürriyet gazetesinin 30 Ağustos nüshasına bakıyorum. Üst manşet şöyle:
"Ulu Önder Atatürk, 89 yıl önceki millî mücadele ruhunu 1932'de Diyarbekir gazetesine verdiği demeçte şu sözlerle anlatmıştı: 'Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır."
Nereden başlayacağımı bilemiyorum!
Bugün, yani 89 yıl sonra, "millî mücadele ruhunu" niye manşete çıkarıyorsun? Kime karşı "millî mücadele" vermemiz gerek? Kime karşı "Büyük Taarruz"a geçmemizi öneriyorsun?
Bu laf 1932'de edilmiş. Avrupa'da faşizmin, ırkçılığın at koşturduğu günler. Bugün "ırk" kavramını kullanmanın pek de hoş olmadığının farkında değil misin? Tam da "ırk" kavramını 90 yıldır dayattığın için bugün Diyarbakır'da ve Van'da bazı sorunlar yaşandığını fark edemedin mi?
Fark edemeyen Ertuğrul Bey geçenlerde köşesinde şunları yazmış:
"Ben Türk Silahlı Kuvvetleri'ne büyük bir hayranlık ve gurur duygusuyla büyüdüm.
Çocukluğum, gençliğim bu duygularla geçti.
Gazete yöneticiliğim sırasında, Türk askerinin tek çirkin fotoğrafını kullanmamak için elimden gelen gayreti sarf ettim... Türk ordusunun yüreğimdeki yeri, hep, hep başka oldu."
Hem Ertuğrul Bey hem milletçe hepimiz artık çocukluktan ve gençlikten çıksak. Büyüsek. Olmaz mı?
Savaşları, büyük ve küçük taarruzları, başkumandanları ve bunların muharebelerini bayram olarak kutlamaktan vazgeçsek.
Kan ve ölümü kutsamasak.
Memleketimizde çeşit çeşit ırkların yaşadığını kavrasak. Ve bunların bir tanesi geri kalanının tepesine binmedikçe çeşitliliğin sorun olmadığını anlasak. Ama bindikçe sorunların hiç bitmeyeceğini kabullensek.
Olmaz, di mi?
Ben de biliyorum, olmaz, ama aklıma geldi de, bir önereyim dedim.

Taraf Gazetesi
Roni Margulies
ronmargulies@btinternet.com

0 yorum: